1 Ocak 2016 Cuma

Amerikadan iPhone Satın Almak

Şirketle ilgili işim olduğundan ABD'ye seyahate gideceğim, bu yüzden ABD'den iphone satın almaya karar verince detaylarını sorgulamaya karar verdim. Bilginin aktarımına önem verdiğimden bu yazıyı yazmaya karar verdim.

iPhone 6S Plus 64GB ürününü almak istiyorum.

Nereden Alacağım?

ABD'de telefonlar kontratlı ve kontratsız 2 şekilde satılıyor. Kontratlı olanlar ucuz icinde sim kart ile geliyor. Turkcell veya Vodafone'dan 2 yıl taahhütlü faturalı telefon almak gibi bir şey. Bu yüzden ben kontratsız yani sim free almam gerektiğini öğrendim. T-mobile gibi mağazalarda kontratlı alınabiliyormuş. Bu yüzden ürünü Apple Store'dan almak gerekiyor.

Neye Dikkat Etmem Gerekiyor?

ABD'den alınan telefonlar Türkiye'deki gibi 2 yıl garantili olmuyor, A1687 kodlu ürün aldığımızda Türkiye'de 1 yıl garantisi oluyormuş, diğer kodlu ürünler desteklemiyormuş. Ben de bu kodlu ürünü almaya dikkat edeceğim. Aldıktan sonra ürünü aşağıdaki linkten kontrol etmek gerekiyor.


Ayrıca ürünü şarja takıp ısınma problemi olup olmadığını en azından calıştırıp diğer özelliklerine bakmak gerekiyor.

Kaca Alacağım?

Apple Store'da an itibatiyle 849 $'a satılıyor.

http://www.apple.com/us_smb_78313/shop/buy-iphone/iphone6s/5.5-inch-display-64gb-rose-gold

Ben New York'a gideceğim icin gittiğim eyaletin vergisini bilmem gerekiyor. New York icin %8,48 miş. Eyaletlere göre bilgilere aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.


Yani 72 dolar vergi ödeyeceğim. Toplam ürün maliyeti 921 $ a gelmiş oluyor.

Türkiye'ye döndükten sonra telefonumu pasaportuma kayıt ettirmem gerekiyormuş. Tüm detayları aşağıda bulabilirsiniz. Kısaca özetleyecek olursak 2015 kayıt ücreti 131,5 TL, 2016 icin 142 TL olacağını tahmin ediyorum.



Özet

ABD'den iPhone 6s Plus 64GB aldığımda 1 yıl eksik garanti ile 1058 TL kar etmiş oluyorum. Tabii kuru 2,93 aldığımızı unutmayalım, vergisi daha düşük eyaletlerden alırsanız daha da karlı olacaktır.

A1687
iPhone 6S Plusapple store fiyat849,00kur2,93
vergi %8,4872,00
toplam921,00
TL Tutar2.698,52
Pasaport Kayıt142,00
TOPLAM2.840,521 yıl garanti
Türkiye Fiyatı3.799,002 yıl garanti
Fark958,48


2 Ocak 2014 Perşembe

Takiyüddin ve İstanbul Rasathanesi


Takiyüddin gibi insanlar bir sürecin ürünüdürler, ilham verirler, "tarih neden okuyoruz" sorusunun cevabıdırlar... Sanatçıların heykellerinde, resimlerinde, romanlarında, şiirlerinde yer bulurlar, üniversitelerde projelere onların adı verilir, adım atarlar, domino taşı etkisi yaratırlar... Değişen ve gelişen Türkiye'ye, Takiyüddin'i hatırlayan birileri olduğunu ve onun hayalini sahiplenecek çiftçiler olduğunu hatırlatmak için bu yazı yazıyı yazdım... (hke)

Takiyüddin Kimdir?

Yavuz Unat hocamızdan aldığım bilgiye göre Takiyüddin; Taki al-Dîn olarak yazılır. Taki Allah'tan korkan anlamına gelir. Şemseddin, Dinin Güneşi anlamına geldiği gibi de, "Dinin Allah'tan Korkanı" anlamına mı gelir bilemiyorum!

Takîyüddîn el-Râsıd, uzun adıyla Takîyüddîn Mehmed İbn Marûf el-Hanefî el-Dımışkî 1526 yılında Şam'da dünyaya gelmiştir, Mısır ve Şam'da yetişmiş, döneminin tanınmış hocalarından fıkıh, hadis ve tefsir dersleri aldıktan sonra ders vermek üzere yine Mısır'a atandı. Bundan sonra Takiyüddin iki kez İstanbul'a gitti ve yine Mısır'a döndü. İstanbul'a ilk gidişinde Ali Kuşçu'nun torunu Kutbeddinzade Muhammed Efendi gibi bilge kişilerle dostluk kurdu ve bilgisini artırdı. Müderris olarak geri döndüğü Mısır'dan ikinci kez İstanbul'a geldi. Edirnekapı'daki Medreseye atanmasına karşın kabul etmeyerek tekrar Mısır'a döndü. Mısır'da kadılık yapmakta olan Abdülkerim Efendi, eski gökbilimcilerden kalma risaleleri verdiği Takiyüddin'e gerekli gözlem aletlerini ve aletlerin yapımlarına ilişkin bilgileri de vererek matematik ve gökbilimle ilgilenmesini sağladı. Gökbilim konusundaki deneyimini ve yetkinliğini artıran Takiyüddin 1570 yılında üçüncü kez İstanbul'a geldi.(1)

Takiyüddin'in Rasathanesi - İstanbul'un İlk Gözlemevinin Kuruluşu?

Arsalar alıp binalar yapabilirsiniz, ancak en başta bahsettiğimiz gibi bilim üretmek, sürdürülebilir kurumsal bilgi üretmek bir süreç işidir. Mekanlara ruh katan insanın ta kendisidir. Bir Takiyüddin'ininiz yoksa rasathane falan kuramazsınız... Heyecanlı bireyler, kendilerini ve çevrelerini motive ederler, sınırsız enerji üretirler. Onlara bu enerjiyi veren elbetteki Öğretmenlerdir! Takiyyüddin bir meyvedir, ve tohumu eken Ali Kuşçu gibi alimleri İstanbul'a getiren Bilime Sanata değer veren Fatih Sultan Mehmet'in ta kendisidir. (hke)

Takîyüddîn 1570 yılında, İstanbul’a gelir gelmez bir gözlemevi kurma arzusunu gerçekleştirmek üzere dönemin önemli bilginleriyle temasa geçti ve gözlemevinin inşası için gerekli propagandalara başladı. Vezir Sokullu Mehmet Paşa ve Hoca Saadettin, Takîyüddîn’in gözlemevi kurma isteği ile ilgilendiler ve onu desteklediler. Bunun üzerine Takîyüddîn, kullanılan Uluğ Bey Zîc’inin gününü doldurduğunu, günün ihtiyaçlarına uygun olmadığını ve bu yüzden de yeni gözlemler ışığı altında yeni tablolar oluşturulmasının gerekliliğini açıklayan bir rapor hazırladı. Bu raporla birlikte padişahın huzuruna çıkan Hoca Saadettin ve Sokullu Mehmet Paşa, III. Murat’ı Takîyüddîn’in yönetimi altında bir gözlemevi kurulması konusunda ikna ettiler ve konu Divân’a götürülerek onaylandı. Ayrıca III. Murad’ın astrolojiye olan merakı ve geleceği öğrenme isteği de gözlemevinin kurulusunda önemli bir rol oynadı.

Takîyüddîn, padişahın adıyla anılacak bir zîc hazırlamakla görevlendirildi (1575). Gözlemevinin kuruluş tarihi hakkında uyuşmazlıklar varsa da gözlemevinin inşasına Tophane sırtlarında 1575’de başlandığı ve 1577’de inşasının tamamlanarak gözlemlere başlandığı genel olarak kabul edilmektedir. (7)

Takiyyüdin'in Rasathanesi Tam Olarak Neredeydi?

Resim 1 - 16 Kişiydiler, bir milletin hayal dünyasını tasarlıyorlar, hayal kuruyor hayal ekiyorlardı


Gözlemevinin Yapısı

Gözlemevinin büyüklüğü konusunda tam bir bilgimiz yoktur. Ancak İstanbul Gözlemevi, astronomlar ve idari personel için çalışma odaları ve kalacağı yerler içeren özenle yapılmış bir bina idi. Ayrıca bir de kütüphanesi bulunmaktaydı. Kaynaklara göre binanın yanında “Küçük Gözlemevi” olarak adlandırılan bir bina daha bulunmaktadır. Muhtemelen bu bina, taşınabilen gözlem araçlarının toplandığı bir yerdi. Resim 1’de bu küçük yapı ve içinde çalışanları görülmektedir. Resmin sağ tarafında, içerisinde kitaplar bulunan raflı bir kitaplık yer almaktadır. Bunun önünde, üzerinde çesitli astronomik aletlerin bulunduğu uzun bir masa vardır. Resimde on altı kişi görülmektedir. Sol tarafta bir kişi, üzerinde bir kumpasın bulunduğu bir masa yanında, kağıt üzerine bir şeyler çizmektedir. Diğerleri ise, çeşitli aletlerle astronomik çalışmalar yapmaktadırlar. Resimde görülen astronomik araçlar arasında kuadrant ve usturlap bulunmaktadır. (7)


Takiyüddin'in Rasathanesi, İstanbul'un İlk Gözlemevi Nasıl Yıkıldı?

Gözlemevinin ömrü kısa sürmüş ve Ocak 1580’de yıktırılmıştır. 1577 senesinin Kasım ayında, İstanbul semalarında ünlü 1577 kuyruklu yıldızı gözlemlenmişti. Takîyüddîn kuyruklu yıldız gözlemi vesilesiyle Sultan Murad’a ait kehanetlerde bulunmuş ve bu olayı iyi haberler müjdeleyicisi olarak yorumlayarak İranlılara karşı Türk kuvvetlerinin başarılı olacağını söylemişti. Ancak bu gözlemin ardından İstanbul’da 1578'de bir veba salgını baş göstermiş, gözlemevine karşı olumsuz bir tavır oluşmaya başlamış ve saraydakiler bu fırsattan yararlanarak, bir gözlemevinin kurulduğu her yerde felâketlerin birbirini kovaladığını, Uluğ Bey'in ölümünü de örnek göstererek kanıtlamaya çalışmışlardır. Devrin Seyhülislâmı Ahmed Şemseddin Efendi, Padişah’a bir rapor sunmuş ve bu raporunda gözlem yapmanın uğursuz, feleklerin esrar perdesini küstahça öğrenmeye cüret edenin akıbetinin meçhul olduğunu, ve eğer bir memlekette zîc hazırlanacak olursa o memleket mamur iken harap ve devletin binalarının zelzele ile yıkılacağını bildirmiştir. Bunun üzerine Kaptan-ı Deryâ Kılıç Ali
Paşa’ya bir Hatt-ı Hümayun gönderilmiş ve Kılıç Ali Paşa gözlemevini yıkmıştır. Muhtemelen Takîyüddîn Hoca Saadettin Efendi sayesinde hayatını kurtarmıştır. (7)

Eğer konunun özüne inemezseniz, sığ siyasi tartışmalara sürüklerseniz, tarihin önemli bir olayını lehinize çeviremez, kutuplaşmanın bir sembolü haline getirirsiniz. Araştırınca gördüm ki Osmanlı'yı eleştirmek isteyenler ve savunanlar olarak kutuplaşmış durumdayız, halbuki vaka çok daha önemli çıktılar bize getiriyor. (hke)

Halil İnalcık hocamızın bahsettiğine göre bir grup yeniçeri tarafından yıkılmıştır, Ancak Yavuz Unat hoca ile twitter üzerinden yaptığım konuşmalarda kaynaklarda Kılıç Ali Paşa'nın top atışlarıyla yıkıldığı da geçiyormuş.

III. Murat, rasathanesini astronomik gayelerden daha çok astrolojik amaçlarla yaptırmışa benziyor. Sultanın gözdeleri bunu onaylıyordu ama rakipleri olan ve aralarında şeyhülislamın da bulunduğu bir grup ulemâ, astronomi ve astrolojiyle ilgilenmeyi büyücülük ve falcılık gibi dinsizlik ve uğursuzluk olarak görüyordu. Şeyhülislâm, sultana veba salgınının Tanrı'nın gizlerine nüfuz etmek için yapılan bu cüretkâr çabaların sonucu olduğu anlamında bir arıza verdi. Rasathane 1580’de bir grup yeniçeri tarafından yerle bir edildi. (5)


Takiyyüddin'in İlham Verdiği Yapıtlar






Takiyüddin'in Eserleri

Takiyüddin'in günümüze ulaşan elyazmaları incelendiğinde, içerdikleri bilgilerin o dönem gökbilimi hakkında sağladığı veriler yanında farklı bir önemi olduğu da görülür.

Takiyüddin el yazmalarında belirli bir biçim kullanmamıştır. Eserlerin hemen hepsi birbirlerinden farklı boyutlardadır. Kitaplarda kullanılan süsler de birbirlerinden farklıdırlar. Ancak yazmalara önemli yerleri, başlıkları, tablo ve şekilleri belirginleştirmek için farklı renklerden yararlanıldığı gözlenir. Başlangıç sayfalarında yazmaların Takiyüddin'e ait olduğunu kuşkuya yer bırakmayacak biçimde kanıtlayan açıklamalar, kayıtlar ve imza yer alır. Günümüz araştırmacılarını en çok sevindiren de Takiyüddin'in eserlerinin orijinallerinin bir kısmının bugüne ulaşmış olmasıdır.

O dönemlerde bilim adamlarının yazdıkları eserlerin kopyaları elle çıkarılmaktaydı. Birçok elyazmasının ancak kopyaları günümüze ulaşabilmiştir. Orijinal örneklerin kopyalama sırasında meydana gelebilecek hataları içermediği düşünülürse araştırmacılar için ne denli önemli oldukları anlaşılabilir.

Takiyüddin'e ait el yazmalarının bir bölümü Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü'nde bulunmaktadır. Enstitü'nün UNESCO'yla (Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Organizasyonu) birlikte yürüttüğü "Memory of the World" projesi çerçevesinde, Takiyüddin'e ait el yazmalarının da içinde bulunduğu 821 Türkçe, 414 Arapça ve 102 Farsça, toplam 1337 eser mikrofilmleri çekilerek CD- Rom üzerinde kataloglanmaktadır. Takiyüddin'in diğer eserleri başka kütüphanelerin raflarındadır. (9)

Türkçe Bilim ve Bilgi Üretmek

Ülkemizde pek çok farklı görüşten insan

Takiyyüddîn Râsıd yaptığı rasatları çeşitli eserlerde toplamıştır. Bunlardan bâzıları şunlardır:

1) Et-Turuk-us-Seniyye: İlk eseri olup, mekânik ve su mühendisliğiyle ilgilidir.

2) El-Âlât-ür-Rasadiyye li Ziyc-i Şehinşâhiyye (Saltanat Yıldız Çizelgelerinin Hazırlanmasında Kullanılan Gözlem Araçları): İstanbul rasathânesinde bulunan âletleri tanıtan bir eserdir. Sultan Üçüncü Murâd Han adına yazılmıştır. Eserde, dokuz rasad âleti târif edilmiştir. Bu âletlerden bir kısmını ilk olarak kendisi yapmış ve kullanmıştır.

3) Cedâvil-ür-Resadiyye: Astronomik gözlemler sonucunda yazılan cetvellerden meydana gelmiştir. Eser tamamlanamamıştır.

4) Sidret-ül-Müntehal Efkar fî Melekût-il-Felek-id-Devvâr: Özel rasatlarını topladığı bir eseridir. Eser, astronomi sâhasında yazılan kitapların en önemlileri arasında yer alır. Takiyyüddîn Râsıd bu eserinde, trigonometriye dâir orijinal çalışmalar ortaya koymuştur. Özellikle kirişler üzerindeki çalışmalarında, kiriş 1° veya 2°nin hesâbını üç yolla yapmayı ve bunu üçüncü derece denklemi kurmakla başarmıştır. Aynı eserin sinüsler üzerine de eğilmiş ve Copernikus (Kopernik)tan farklı olarak, sinüs, cosinüs, sekand ve kosekandın târiflerini vermiş, sin (A-B), sin (A+B), sin A/2’nin formüllerini çıkarmış ve sin 1°’nin hesâbını yapmıştır.

5) Risâletü Rub’-ul-Ceyb: Rubutahtası denilen, zaman tâyini, namaz vakitlerinin, hicrî ayların ve kıblenin tâyini ve hesaplanmalarıyla ilgili âletin târifi ve kullanılışıyla ilgilidir. Manzum olarak hazırlanmıştır.

6) Tercümân-ül-Etıbbâ ve Lisân-ül-Elibbâ: Farmakolojik bir lügat olup, Takiyyüddîn Râsıd’ın tıpla da ilgilendiğinin ve bu alanda çalışmalar yaptığının delîlidir. İlâçlar hakkında bilgi veren bu eser altmış sayfadan meydana gelmiştir.

7) Gunyet-üt-Tullâb minel-Hisâb,

8) El-Müzvelet-iş-Şimâliyye li-Fadli Dâiri ufkî Kostantiniyye: Güneş saatleri, Rubutahtasıyla ilgilidir.

9) Gurûbu Şems Sebebühû ve Teahhuru: Astronomiyle ilgili.

10) Ziyc-i Cedîd-i Sa’deddîn.

11) Düstûr-ut-Tercîh li Kavâid-it-Testiğ.

12) Reyhânet-ür-Rûh fir-Rusm-is-Sa’ati alâ Musteve-üs-Sütûh: Projeksiyon metoduyla ilgilidir. (10)


Takiyüddin'in Kullandığı Astronomi Aletleri



Takiyüddin ile İlgili Aşağıdaki Konuları Ele Almaya Çalıştık

Takiyüddin Hayatı ve Eserleri, Takiyüddin Eserleri, Takiyüddin Çalışmaları, Takiyyüdinin Elyazmaları, Takiyüddin Hayatı, Takiyüddin Yaşadığı Coğrafya, Takiyüddin Hakkında Kısa Bilgi, Takiyüddin Astronomi Bilimine Katkısı, Takiyüddin Mehmet

Kaynaklar:

(1) Tübitak Bilim Teknik Dergisi, Şubat 1997, S 351 - 34 Takiyyüddin ve İstanbul Rasathanesi
(5) Halil  İNALCIK: Osmanlı  İmparatorluğu Klasik Çağ (1300-1600) S:187-193 Çeviren: Ruşen SEZER Yapı Kredi Kültür Sanat Yayınları 3.Baskı, İstanbul, 2003
(7) Takîyüddîn el-Râsıd’ın Gözlemleriyle İstanbul Semalarında Zaman, Yavuz Unat
(9) Tübitak Bilim Teknik Dergisi, Şubat 1997, S 351 - 34 Takiyyüddin ve İstanbul Rasathanesi
(10) Yeni Rehber Ansiklopedisi

17 Aralık 2013 Salı

Düşerken Bile - Akgün Akova

Uzun bacaklı bir yaban hayvanıydı aşk
Harıl harıl onu arıyordu İstanbul, duyuyorduk
Galata Kulesi'ndeydik, başın omzumdaydı
Kule döne döne içimizdeki gökyüzüne akıyordu
Sevgilim,
yüreğimin ipleriyle dudaklarına indim senin

Gözbiliminden tenbilimine dönüşürken aşkımız
Kule'den aşağıya fırlattım beynimi
"Dalgın şair!" dedi Einstein, Niels Bohr'a dönerek
"Baksana, unutmuş beynine kanat takmayı!"
"Yürekle beyin arasındaki en büyük belirsizliktir aşk,"
diyerek söze karıştı Heisenberg.
"Belki de, iki yüreğin aynı dalga boyunda buluştuğu bir salınımdır o!"
dedi Louis de Broglie.
"Aşk, bir kara cisim ışıması değil midir?"
böyle sordu Max Planck da
dayanamayıp,
ışık tozuna bulalı gözleriyle.
"Kendinize geliniz efendiler!" diye söylendi Takiyüddin
"Bilimle açıklanamaz aşk, şiirle açıklanabilir ancak!
O, uzun saçlı bir yıldızdır; yüreğin içinde taranır"

Bence sevgilim,
söylendikçe bizim olan bir şarkıdır aşk.
Dikey bir şiirdir bütün kuşları aynı anda havalandıran.

Galata Kulesi'nden aşağıya fırlattım beynimi, söylemiştim
bana bakan
uzun bacaklı bir yaban hayvanıydı aşk.
Aşağı tükürsem Dördüncü Murat
Yukarı tükürsem Hezarfen Ahmet Çelebi
Ağzımın içinde dilin, bulutlarımı ıslatan gökırmak.
Sonsuzluğu ikiye bölmektir aşk,
kasığına yazdığım ak yazı.

Sevgilim,
ağzına düşerken yanardağının
kanatlarım ol benim.
Kafeslerinden soyundur kuşlarımı,
Balıklarımı çıplakla tuzdan.
Cenevizli boynumu sev, Venedikli sırtımı
Osmanlı kokan saçlarımı
Anadolu'dan gelen gözlerimi
Pera'lı bakışımı sevgilim, İstanbullu ellerimi.
Bana beni anımsat,
Sensizken yitirdiklerimi.

Kule'den aşağıya fırlattım beynimi, bir yerlerde yazmıştım.
Bak işte,
bir çift martının yanından geçiyor düşerek.
İrice olanı, "Herifin biri kafayı yemiş yine!" diyor yanındakine,
"Sen aşktan ne anlarsın koca gaga!" diye söyleniyor diğeri.

Sevgilim onlara aldırma sen
yalnızlığın kabuğuna çekilip
kendi içime düşerken bile
kanatlarım
kanatlarım
kanatlarım ol benim.

Akgün Akova

16 Aralık 2013 Pazartesi

Fikir: Boğaziçi Köprüsü Yaya Trafiğine Açılsın!




Boğaziçi ve Fatih Sultan Mehmet köprüleri yaya trafiğine kapalı giremiyoruz.

Bu köprüler neden yaya trafiğine, turist trafiğine kapalıdır? Ben anlam veremiyorum, araçla geçerken şu dünyada görebileceğim en güzel resimleri görüyorum, arada bir gidip o dehşet manzaranın 2 dk keyfini çıkarmak istiyorum... Kafam bozuksa gidip yürüyüş yapmak istiyorum...

Nezle soğuk algınlığı hastalığı oranı artabilir diye mi açılmıyor?

Kapalı kalmasının sebebi yanlış hatırlamıyorsam, köprüden gerçekleştirilen intiharlardı... Vikipedia'dan öğrendiğim kadarı ile Boğaziçi Köprüsü 1978'den beri kapalı, Fatih Sultan Mehmet köprüsü ise intiharlar yüzünden kapanmış...


İntihar etmenin bir diğer yolu olarak bilinen köprüden atlama'da, 2001 yılında iki köprüden de intihar girişiminde bulunan kişi sayısı 146'ydı. Ve bunların 24'ü hayatını kaybetti. 2002 yılında ise köprüden atlamak suretiyle intihar girişiminde bulunarak hayatını kaybedenlerin sayısı 38'di.

kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Fatih_Sultan_Mehmet_K%C3%B6pr%C3%BCs%C3%BC

Güzel kardeşim, insanlar intihar ediyorsa buna mühendislerin anında çözüm bulur, bir file gererler adam atladığı anda dolanır kalır, görevliler de sağ salim teslim alırlar, bu kadar basit...

Amerika'yı Yeniden Keşfetmeyelim, dünya bu konuda ne yapıyor merak ediyorum, ancak sanmıyorum ki gelişmiş ülkelerde bu şekilde köprüler kapansın...

Bizde sorunları çözmek onları görmezden gelmek, yasaklamak anlamına geliyor.

Ayrıca yazar Metin Kaçan'da yasak olmasına rağmen köprüden atlayarak intihar etmişti... Burdan da yasaklamanın engel olamayacağını görüyoruz...

kaynak: http://www.ntvmsnbc.com/id/25412398/



ABD'nin Golden Gate Köprüsü açık, bizi ve turistleri bu zevkten nasıl mahrum bırakırsın... Adamlar belli günler ve saatler arasında rehberli geziler de düzenliyorlar... Ne güzel olurdu, rehberlik hizmeti ile birlikte olsa... Ayrıca ücretli yap kardeşim! Dik güvenliği, gelir de elde etmiş olursun... Bu kadar...

Benim anlamadığım Galata Kulesi veya Kız Kulesinden de intiharlar başlarsa buraları da mı kapatacağız? Bu prensip olarak ortaya konulması gereken bir tavırdır. Yakında belediye seçimleri var, bence başkan adayı çok rahat bir şekilde bu projesini açıklayabilir...

8 Aralık 2013 Pazar

Nil Karaibrahimgil Etkisi

Literatüre geçsin diye söylüyorum, bir insanın içinde bulunduğu ülkeyi, camiayı, dili, dini sıfat olacak kadar etkilemesine "Nil Karaibrahimgil Etkisi" denir. Nil adı ilk olarak düşündüğünüzde Afrika'nın en uzun ırmağını akıllara getirir. Ama o geldikten sonra akla gelen ilk Nil değişti.

Müzikte kendi tarzını yaratan, gerçek bir sanatçı, Nil


Nil deyince artık aklınıza hiç süphesiz enerjik, neşe dolu, pozitif, sanatkar, yenilikçi, sürükleyici bir insan gelmiyor mu? Bir baba düşünün doğacak kızı için bir isim düşünüyor, Nil önerisi geliyor... Aklına Nil Karaibrahimgil'den başka kim gelebilir? O çevresine enerjiler fışkırtan gülüşü, sözlerini yazdığı müziklerini yaptığı kuantum etkili şarkıları, Türkiye Cumhuriyetinin 100. yılına girerken aranan, istenen gelişmiş Türk Kadını duruşu ile adı artık isimden sıfata dönüşmüştür.

Evet evet sıfat olan isimlerden bahsediyorum... Örneğin şu tamlamaya bakalım; "Boğaziçili Oğuz" bakınız bu tamlamada Oğuz diye biri belki de Boğaziçi Üniversitesini kazanıyor ve Boğaziçili olması onu değerli kılıyor. Çünkü Boğaziçi Üniversitesi en değerli markalardan biri üllkemizde... Nil Karaibrahimgil ise kurulan cümlelerde Boğaziçi'nin marka olmasını sağlayan isimlerden biridir.

Boğaziçili Nil, Nilli Boğaziçi, Aynı Zamanda Köşe Yazarı


Bir kişi eğer sınırları zorlar ve çok yüksek enerji yayarsa yada istikrarlı bir şekilde yaptığı işte yükselirse o isim artık sıfata dönüşüyor. Örnek olarak Arda Turan bir gün Barcelona'ya transfer olursa Barcelonalı Arda deriz, çünkü Barcelona çok büyük bir sıfat ve Arda'nın değerine değer katıyor. Ancak dünyanın tartışmasız en iyi futbolcusu hatta uzaylı olarak nitelendirilen Lionel Messi sıfat olmayı başarıyor... Messili Barcelona diyoruz.

Ben hiç kimseye ve özellikle doğacak kızıma ne iş yapacağını, nasıl bir insan olacağını söyleyemem... Ama kendi tarzı olsun ve nerede bulunursa bulunsun hangi işi yaparsa yapsın ismi Sıfat olsun isterim...

İşte bu sıfat olan isimler "Nil Karaibrahimgil Etkisi" yaratmış olur. Bu zalim dünyaya bir çocuk getirmeye sebep olma konusunda çok düşündük eşimle... Gerçekten bunu yapmaya hakkımız var mıydı? Biraz düşünüp bu adaletsizliğin Nil eksikliğinden kaynaklandığına karar verdik, daha çok Nil daha güzel bir dünya demektir bizim için...

Tek bir insanın neleri değiştirebileceğini tarih okuyan herkes bilir... Nil Karaibrahimgil ülkemizi kurtarmadı ama verdiği enerjiyle yeni nesillerde nasıl bir kadın profilinin olabileceği hakkında ilham verdi. Nil ismine yeni anlamlar katacak, yetenekli, söylediğini sakınmayan sanatçılara ihtiyacımız var! Bu ülkeden ve bu ülke kültüründen çok umutluyum bu umudu sürükleyecek yeni nesilleri yetiştirmek ve onlara enerjiyi aşılamak bizim görevimiz...

Ne Özgür Kız, Ne Tek Taşımı Kendim Aldım Tesadüf olamaz!


Nil Karaibrahimgil'i "Özgür Kız" olarak Tarkan'la oynadığı reklam filmi ile tanıdığımızı da unutmayalım, reklam metni yazarı, reklam müzikleri yapan (nivea, first duo, penti), uluslarası ilişkiler (hem de boğaziçi) bitirmiş, oyuncu (arog), köşe yazarı (hürriyet-kelebek)... Nil Karaibrahimgil'in bir müzisyenin kızı olduğunu unutmayalım, Özgür Kız oynadığı reklamdan bir kaç yıl sonra da "Tek Taşımı Kendim Aldım" isimli şarkısı ile hit olmuştur, bu harika kadının Türk Kadını için tesadüf olmadığından %100 eminim...

Bize bu ilhamı verdiğin için teşekkürler Nil Karaibrahimgil... Sen Türk Kadınının hayal kuran, üreten enerji veren, gülen yüzüsün...

7 Aralık 2013 Cumartesi

Tüketim Toplumunu Arsızlığından Faydalanmak



Twitter'da sadece 140 karakter yazabiliyoruz. Evet bunun sebebi telefonlarımızın en fazla 140 karakter kullanabilmesi olabilir ama bir gün telefonlarımız 140 karakterden fazlasını yazmaya izin verirse twitter 140 karakter kuralından asla vazgeçmez...

Çünkü burada aslolan o değil, tüketim toplumunun arsızlığının önüne geçmektir... Aksi halde arsız düşünceler parmakları çalıştıracak ve uzun uzun metinler çıkacaktı...



Vine uygulamasını düşünsenize 6 saniyelik video koyabiliyorsunuz bu tüketim toplumunun daha fazla vakti yok, hemen izleyip ötekine geçmesi gerekiyor, hatta başlat tuşu bile yok, aşağıya kaydırmanızla birlikte video harekete geçiyor...

Burada konumuz sınırlar...



Candy Crush Saga oyununa ne diyorsunuz? Dünyanın en çok indirilen ve popüler olan oyunu... Size başlangıçta 5 can veriyor... İlk 5-6 oyunla bağımlısı oluyorsunuz, daha sonra bir şekilde oyun zorlaşıyor ve canlarınız bitiyor... Oyunda ilerledikçe ilerlemek istiyorsunuz ama o da ne? Yeni bir can için 30 dk süre geçmesi gerekiyor yada satın alabiliyorsunuz, siz tüketim toplumusunuz, bir an önce oyunu tüketip bitirmeniz gerekiyor ama yapamıyorsunuz...

Sizin o arsız dünyanıza zehir zemberek giriyor o "Maalesef canınız kalmadı" uyarısı...

Sınırlama bununla da kalmıyor, daha çok paylaşılmak için bölümler arası geçişe izin vermiyor, ya paylaşmalısınız facebook'tan ya da 24 saat bekleyerek 3 özel görevi tamamlamalısınız...

Günümüz dünyasında tüketim toplumunun arsızlığından faydalanmak diye bir olgu var gerçekten...

29 Kasım 2013 Cuma

Seçme Şiirler

Şimdi Biz

Şimdi susalım sevdiğim, dalgalar konuşsun
Beşiktaş sahilinden alsın hıncımızı

Hasret her geçen saniyede yüreğimizi yakmıştı ya...
Bitanem elimi tut şimdi
İstiklal caddesindeki kalabalık düşünsün yalnızlığı

Canım biz yine susalım, klarnetçi konuşsun
Dağlasın yüreğimi
Bundan sonra tüm şarkılar bana düğünümüzü hatırlatır
Biz şimdi kalalım
Vapur yol alsın
Kavuştursun sevenleri...


Münezzeh

Seninle tek bir an
Bu dünyayı yaşanabilir bir yer haline getirdi
Şimdi dileyin benden ne dilerseniz hey hat...
Beni ben yapan ve sana dokunmamı sağlayan ne varsa...
Kaçırdığım otobüs, eve giren hırsız, arkadan konuşan komşumuz...
Bu dünyadaki tüm güzellikler sana olan sevgimde buluştu sanki
Öyle aşığım ki sana...
Yüreğim dünyadaki dertleri yuttu
Öyle güzel gülümsedin ki...
Dün gece yeniden doğdu güneş..
Sevdiğim 24 Eylülden beri
Belki Can Yücel değilim ama
Candan yürek ile yüce bir aşk büyütüyorum koynumda
Mecnun değilim çölleri aşmadım
Haddim değil dağları delemem Ferhat gibi
Ama ben seni zamandan münezzeh severim...



Yalnızlık Değil Sensizlik

Gittin ya
Aslında sadece ben değildim hasret çeken...
Çay içtiğin bardak mesela
Dün geldiğimde çatlamıştı
Yorgan
Sarılanı olmayınca kendini yerlere atmıştı
İstanbul'da hava kapalı nedense, yağış bekleniyor
Evdeki adam garibim
Resimlerine bakıyor, eşyalarını kokluyor
Hayallerini senin güzelliklerinle süslüyor.
Ne gözlerinin ne ellerinin
Ne de o güneş açtıran gamzelerinin yerini hiç bir şey tutmuyor!
Yalnızlık değil bu satırları yazdıran
Sensizlik
Seni seviyoruz...


Beni Ben Yapan

Dost Candır,
Dost beni ben yapan
Bir varoluş hikayesidir ya dostluk
Hani sırtını yaslarsın

Bazıları ne acı anlayamazlar
Halbuki
Gören kahverengi gözler, bakmayı öğrenmiştir
Kulakların kabullenemediği sesleri sana aşılamıştır

Eğri duran belini düzeltmiştir belki kim bilir
Velhasıl dost
Doğumgünüm ya bugün
Beni ben yaptın ya
Allah benim ömrümden alıp sana versin


Kim Bilir?

Sevenler ve sevilenler,
Yalnızlar ve yalnızlar,

Yalnızlık dil, din, ırk, renk ayrımı yapmadan sarar ruhunu
Kavuşmak en büyük belirsizliktir hayatta
Evrende sadece biz mi varız yada maymundan mı geldik soruları önemsizdir!
Sadece daha adını bilmediğin, yüzünü bile görmediğin birini
Delicesine merak etmektir
Çaresizce tesadüflere heyecanlanmaktır.
Bu belirsizlik içerisinde özlem geçen şarkılarda hüzünlenebilir
Belki de aşık olmayı özlemiştir
Kim bilir?